Strange Days yakın geçmiş olan 2000′in arifesinde vuku buluyor. Her ne kadar 2000 yılı büyüsünü artık yitirmiş olsa da büyük bir ruhu kaybetip gitmişsek arkamızda, 90′lardan geri kalmış az nostaljik unsurdan biri bu film de. 2000′i geçtiğimizden beri anti-ütopya üretiminde de belli bir düşüş yaşandığı kesin, artık 2000 gibi bir ilham kaynağı olmaksızın yaratıcı olunamıyor herhalde. Şimdilerin modası “küresel ısınma”… Neyse biz konumuza 2000′in arifesinde geçen bu anti-ütopik filme dönelim.
Filmimiz milenyuma az bir süre kala kaotik Los Angeles’ta geçiyor. İnsanlar kafalarının üstüne taktıkları SQUID (mürekkep balığı anlamına geliyor Türkçe) adındaki kayıt cihazları ile hafızalarını minidisc tarzı depolama birimlerine kaydedebilmektedir. SQUID doğrudan beyindeki tüm hisleri kaydettiği için kayıtlar sadece görüntü değil, birer hatıra deneyimine dönüşmektedir. Yani izleyen, kaydeden ile aynı hisleri yaşayabilmektedir. Pornografik içerik ya da yabancıların “snuff” dedikleri birinin ölümünü ya da intiharını içermesi ve eğlence amaçlı satılması sebebiyle yasal değillerdir. Lenny Reno (Ralph Fiennes) da bu kayıtları el altından dağıtan en büyük satıcılardan biridir. Bu yola girmesindeki en büyük sebep de kendisini terkeden kızarkadaşı Faith’i (Juliette Lewis) hatırlayabildiği tek anın o kayıtlarda olmasıdır. Yani kendisi gibi ulaşamadıklarına ulaşmaya çalışanlara çare arayarak parasını kazanmaktadır. Tabi ki bu kayıtlardan biri istenmeyen sonuçlar doğurana kadar…
Film fikrin üzerine değinmekte hiç eksik kalmıyor, SQUID gerçekten parlak bir fikir ve görüntüyü çekenin kim olduğunun bilinememesi de işi daha da heyecanlı yapan kısmı. Bu sayede filmde şaşırtmalar(twistler) havada uçuşuyor. Senaryoyu James Cameron’ın yazdığını düşününce şaşırmamak gerek, ne de olsa Terminatör’ü, Aliens’ı ve hatta Titanic’i yazan ya da sinemaya uyarlayan kişi. Fakat tam da o sırada elindeki tüm altınları çamura çevirmekte usta yönetmenimiz Kathryn Bigelow (bkz: K-19: The Widowmaker) geliyor. 42 milyon $’lık bütçesiyle film gişede ancak 9 milyon $’lık bir ciro yapabiliyor. Bunun en temel sebebi de filmin zorlama bir şekilde kendini pozitif ayrımcı ilan etmesi.
Film arkaplan oluşturmak için oldukça çaba sarfediyor ve bunun için zencilerin aşırı ayrımcılığa uğradığı ve sokaklarda polisle savaşın sıradan olduğu bir evren yaratıyor. Filmdeki karakter seçimleri de bu yönde, uğruna ölüp bitilen beyaz Faith değersiz bir kadınken, Lenny’nin kadim dostu Mace iyi dövüşen, mantıklı ve dostane bir zenci. Ayrıca daha sonra başına işler gelen çeteleri coşturmayı kendine amaç biçmiş zenci rapçi hayatınız boyunca görebileceğiniz en saçma karakterlerden biri. Tabi gişe gelirinin düşüklüğünü filmin 18 yaş sınırına da bağlamak mümkün çünkü tecavüz ve cinayet gibi olaylar filmde olabildiğince gerçekçi ve sert sunulmuş bu da çoğu seyirci için rahatsız edici bir durum.
Strange Days, iyi bir fikri baz alıp altına temel koymaya amaç gütmeyen bir bilimkurgu-aksiyon filmi. Senaryo temelleri ile uğraşmayacaksanız, şaşırtmacaları için izlenebilir. Ama unutulmamalı ki ortalıkta yüzlerce başarılı bilimkurgu var…









Filmin afişi incelendiğinde farklı bir şey ilk sahnesi izlendiğinde farklı bir şey çağrıştırıyor insana.Ama filmin sonunda aslında çağrıştırılanlardan çok farklı olduğu anlaşılıyor.








1970 lerde çekilmiş b-movie kategorisindeki,araba yarışlarının Fallout’u diyebileceğim Death Race 2000 hayranları için bu 2008 yapımı bol bütçeli remake Death Race 3000 tamamen hayal kırıklığı.Oysaki yapım aşamasında kadroda, araba ve aksiyonun yeni etiketi olan Jason Statham’ı görünce çok büyük heyecan yapmıştım.Gel gör ki ilk filmin aksine Jason’a rağmen, filmi gerek konusunun zayıflığı, gerek filmde kullanılan arabaların estetikten uzak metal yığını olması,bu büyük bütçeli yapımdan alacağınız zevki,ilk versiyonu bir b-movie olan yapımın vereceği zevkin yarısına zor bela yaklaşıyor.
















